Jaume Balagueró
Avrupalı yönetmenlerin, janra olan egemenliği Amerikalı rakiplerinin elinden aldığı günümüz korku sinemasında artık şiddet sahnelerinin veya cinayetlerin pek bir önemi kalmadı. Çoğunlukla atmosferin gücünden beslenen ve bilinçaltındaki korkuları deşmeye çalışan korku filmlerinin ön plana çıktığını söylemek pek de yanlış olmaz.
İspanyol yazar/yönetmen Jaume Balaguero, filmlerinde kullandığı ağır tempo, karanlık atmosfer, soğuk sinematografi ve klostrofobi duygusuyla, bahsettiğimiz bu yeni akımdan en nitelikli örnekleri çıkaranlardan.
1968 doğumlu Balaguero, 1994 ve 1995 yıllarında çektiği ‘Alicia’ ve ‘Dias Sin Luz’ adlarında iki kısa filmiyle sinema dünyasına atıldı. İlk uzun metrajı için dört sene daha beklemek zorunda kalan yönetmen, Ramsey Campbell’ın ‘The Nameless’ adlı romanından senaryolaştırdığı ‘Los Sin Nombre‘ ile yapılabilecek en iyi ‘ilk film’lerden birine imza attı. Ölümünün beş sene sonrasında, öldü zannettiği kızından telefon alan bir annenin, yanına kattığı eski bir polis ve doğaüstü olaylar konusunda uzman bir muhabir ile umutsuzca bir araştırmaya girişmesini anlatıyordu ‘Los Sin Nombre’.
Başta Brussels International Festival of Fantasy Film olmak üzere birçok festivalden ödüllerle dönen film, son derece stilize bir psikolojik gerilimdi. Harika bir açılış sahnesiyle izleyicileri filmin henüz başında avucuna alan ve bir daha da bırakmayan Balaguero, David Fincher’ın ‘Seven‘da yarattığı atmosferin başarısına yaklaşan soğuk, tekinsiz derin bir karanlık sunuyordu. Kullandığı sesler ve bu seslerin yükselmesiyle aniden beliriveren sahne geçişleri, o kadar başarılıydı ki bu bile filmi diken üstünde izlemenize yetecek gerilimi sağlayabiliyordu.
Hayatının anlamını kaybettiği anda yeniden bulan bir annenin hikâyesini ustalıkla anlatan yönetmen, filmin kendi ürkünç atmosferi dışında insanın içinde yaşadığı korkulara da parmak basıyordu. Çünkü hayatının anlamını bulmak; onu yeniden kaybedebilecek olma ihtimalini de beraberinde getiriyor ve kaybetmeyi bilen biri için onu bir daha kaybetmek dayanılamayacak bir acıya işaret ediyordu. Bunu film boyunca bize hissettiren Balaguero, seyirciyi anne rolündeki Emma Vilarasau ile beraber büyük bir kâbusa sürüklüyordu.
Jaume Balaguero ikinci filminde Miramax’ın da desteğini arkasına alarak bir Amerika-İspanya ortak yapımına imza attı. ‘Los Sin Nombre’de mütevazı bir kadro ile çalışan yönetmenin elinde bu sefer çok uluslu bir oyuncu kadrosu vardı. Oscarlı Anna Paquin, kariyerine Ingmar Bergman filmleriyle başlamış Lena Olin, Iain Glen, Giancarlo Giannini, Fele Martinez gibi starlar ‘Darkness‘ için bir araya getirilmişti. Ortaya çıkan sonuç herkesi ikiye böldü. İşin ilginci, film, ya fiyasko ya da küçük çapta bir başyapıt olarak görüldü. Ama herkesin ortak görüşü Jaume Balaguero’nun belli bir tarzı olduğu ve ilk filminden sonra ‘Darkness’ta da bunu sonuna kadar kullandığıydı.
Çocukluk yıllarının korkularından esinlenerek senaryosunu yazdığı filmde Balaguero, kötülük kaynağının yuvalandığı gizemli eve taşınan bir ailenin kâbus dolu yedi gününün öyküsünü anlatıyordu. Yapmak istediğini bir “perili ev korkusu” olarak adlandıran yönetmen bunu yaparken türün en iyilerinden referans alıyor ve o kadar çok saygı duruşunda bulunuyordu ki, filmine bağımsız bir yapımdan çok patchwork havası kazandırıyordu.
Şehirden uzak bir bölgedeki büyük ev, çocukları ile birlikte yaşayan bir aile, meydana gelen garip olaylar belki yüzlerce kere işlenmiş bir konuydu ama Balaguero’nun yaptığı bu konuyu en iyi işleyenleri bir filmde toplamak ve bunu kendi yeteneğiyle birleştirmekti. Finalde her şeyin yerli yerine oturacağı, açık noktaların hepsinin cevaplanacağı bir film beklemek biraz hayal kırıklığı yaratabiliyordu çünkü yönetmenin amacı filmden sonra aklınızda yer edecek bir yapımdan çok, seyrederken olabildiğince korkutacak bir film yapmaktı.
‘Amityville Horror’, ‘Shining‘, ‘Sixth Sense‘, ‘The Ring‘, ‘The Others‘ gibi filmler Jaume Balaguero’nun Darkness’ın içine yedirdiği eserlerden yalnızca bazıları. Film boyunca süregelen hayaletlerin öncelikle çocuğa musallat olmaları, hayaletlerden esinlenerek çizilen resimler, babanın çıldırmasını sağlayan perili ev, karanlık olunca kötülüğün gelmesi, vücutta çıkan gizemli yaralar, pasif anne gibi konu başlıklarına, filmin günleri gösteren episodlara bölünmüş olduğunu da eklersek, filme neden patchwork tanımlamasını yaptığımız açıkça ortaya çıkıyor.
Süresi boyunca birinci sınıf efektleri, şık kadrajları, vasatın üzerinde seyreden oyunculukları ve kaliteli görüntü yönetimi ile göz dolduran film yağmurla gelen yabancı ve ay tutulması motiflerini harika kullanmasıyla bir puan daha kazanıyor. Filmin en gerilimli anlarından birinde, devamlı ışık yanıp sönüşleriyle yaratılan kaos havasına, sallantılı kamerayla destek veren ‘babanın kendini kaybetmesi’ sahnesi ise şimdiden bir klasik olmaya aday.
Devamını oku from "Jaume Balagueró"
Jaume Balagueró
Kategorisi Sinema
Prison Break Season 1 DVD rip Download
Kategorisi Sinema
Kategoriler
Yeni Yazılar
-
- Numara taşınabilriği başladı
- ilginç konular hayat boyu zayıf kalmak
- açıkogretım madurları evet
- Aof Bütünleme Sınavı
- Mumya: Ejder İmparatoru’nun Mezarı
- Batman Karaşövalye (The Dark Knight)
- 2008 kpss lisans sonuçları açıklandı
- metallica konseri 27 temmuz 2008 istanbul alisamiyen de
- Canlı tv ,online tv ,dizi izle,dizi seyret ve youtube
- patlama güngören 50 si yaralı 10 ölü
- Şok patlama 50 yaralı 10 ölü
- güngörende patlama
- Lost 5.Sezon (Lost beşinci sezon)
- Adsl ücret? Kampanya? kota?
- Askerlik düştümü? Kısa dönem yada 12 ay sözleri…
Son Yorumlar
-
- Akdeniz Bölgesi iklimine ait bitki ve hayvan türleri yazısı için yok tarafından yapılan yorum
- Akdeniz Bölgesi iklimine ait bitki ve hayvan türleri yazısı için rumeysa tarafından yapılan yorum
- Tren Nedir ?Tren Tarihi Tren Hakkında , nasıl çalışır yazısı için furkan tarafından yapılan yorum
- Askerlik düştümü? Kısa dönem yada 12 ay sözleri… yazısı için ilker gül tarafından yapılan yorum
- Askerlik düştümü? Kısa dönem yada 12 ay sözleri… yazısı için İLKER GÜL tarafından yapılan yorum


